Amerika’nın İlk Başkenti: Philadelphia

Amerika’nın kuruluş hikayesinin yazıldığı, aynı zamanda sinema tarihinin en ikonik sahnelerinden birine ev sahipliği yapan Philadelphia, New York’un gölgesinde kalsa da kendine has bir karakteri olan bir şehir. Bağımsızlık Bildirgesi’nin imzalandığı salondan, Rocky’nin merdivenlerine, terk edilmiş bir hapishaneden dünyanın en meşhur cheesesteak kavgasına kadar burada gezilecek çok şey var. Hazırsanız Pensilvanya’nın bu tarihi şehrinde bir gün geçirelim.
Şehre gidip de “Rocky merdivenleri”ni çıkmamak olmaz. Philadelphia Sanat Müzesi’nin önündeki bu merdivenler, filmdeki o meşhur koşu sahnesi sayesinde artık müzenin kendisinden bile daha çok ziyaretçi çekiyor. Merdivenlerin hemen dibinde, kollarını havaya kaldırmış haliyle duran bronz Rocky heykeli ile fotoğraf çektirmek neredeyse zorunlu bir durak. Sabahın erken saatlerinde, güneş henüz doğarken gitmenizi öneririm; hem kalabalıktan kurtulursunuz hem de ışık inanılmaz güzel oluyor.
Müzenin merdivenlerine tırmanıp tepeden şehre baktığınızda da güzel bir manzara sizi karşılıyor. Vaktiniz varsa müzenin içine de girip koca bir öğleden sonrayı sanat eserleri arasında geçirebilirsiniz.

Benjamin Franklin Parkway
Sanat Müzesi’nden şehir merkezine doğru uzanan bu geniş bulvar, Philadelphia’nın Paris’ten ilham alınarak tasarlanmış tarafı. Parkway boyunca yürürken hem yeşilliklerin hem de şehrin gökdelenlerinin iç içe geçtiği bir manzara eşlik ediyor size. Yol üzerindeki atlı heykel ve fıskiyeler, arka planda yükselen City Hall kulesiyle birlikte kartpostal gibi bir görüntü oluşturuyor. Özellikle akşamüstü ışığında bu bulvarda yürümek, şehri tanımanın en keyifli yollarından biri.


Eastern State Penitentiary
Philadelphia’nın belki de en tuhaf ama bir o kadar etkileyici duraklarından biri burası. 1971’e kadar aktif olarak kullanılmış bu dev hapishane, artık müze olarak ziyarete açık. Kubbeli koridorları, dökülen sıvaları ve ışığın tepeden süzülüp hücrelere düştüğü o dramatik görüntüsüyle adeta sinematik bir atmosfer yaratıyor. Bazı hücreler orijinal haliyle harabe bırakılmışken, bazıları -örneğin bir dönem burada kalan gangster Al Capone’un hücresi- dönemin mobilyalarıyla yeniden döşenmiş durumda.
Bahçe kısmında ise ABD’deki hapishane sisteminin tarihini anlatan, yıllara göre boy veren renkli bloklardan oluşan bir enstalasyon var. Hem eğlenceli hem düşündürücü bir gezi noktası diyebilirim. İçeride sesli rehber almanızı tavsiye ederim, hikayesini bilmeden gezmek burada gerçekten eksik kalıyor.



Independence Hall ve Tarihi Bölge
Philadelphia’nın kalbi sayılabilecek bu bölgede, Bağımsızlık Bildirgesi ve ABD Anayasası’nın imzalandığı Independence Hall yer alıyor. Kırmızı tuğla binanın üzerindeki beyaz saat kulesi, arka plandaki modern gökdelenlerle tuhaf ama güzel bir kontrast oluşturuyor. İçeride, delegelerin oturduğu yeşil örtülü masaların bulunduğu salonu gezerken, gerçekten tarihin içinde olduğunuzu hissediyorsunuz.
Küçük bir detay olarak söylemeden geçemeyeceğim: Cebinizde 100 dolarlık bir banknot varsa çıkarıp binanın önünde tutun, üzerindeki gravür tam olarak karşınızdaki binanın resmi.



Cheesesteak Efsanesi: Geno’s Steaks
Philadelphia’ya gidip cheesesteak yemeden dönmek büyük eksiklik olur. Şehrin güneyinde, birbirinin karşısında yer alan Geno’s Steaks ve Pat’s King of Steaks arasındaki “en iyi cheesesteak kimde” tartışması yıllardır sürüyor. Ben Geno’s’u denedim; sıcacık, biraz gevrek ekmeğin içine tıkış tıkış doldurulmuş et ve eritilmiş peynir gerçekten doyurucu bir lezzet. Sipariş verirken “wiz wit” (peynirli sos ve soğanlı) ya da “wit/witout” (soğanlı/soğansız) gibi yerel tabirleri bilmeniz işinizi kolaylaştırıyor, ilk seferinde biraz şaşırtıcı gelebilir.

Şehirde Ulaşım: Indego Bisikletleri
Philadelphia’nın merkezi oldukça yürünebilir bir yapıda ama biraz daha hızlı hareket etmek isterseniz şehrin bisiklet paylaşım sistemi Indego işinize yarayabilir. Kaldırımlarda sık sık bu mavi-beyaz bisikletlerin durak istasyonlarına rastlıyorsunuz, uygulama üzerinden dakikalar içinde kiralayıp bırakabiliyorsunuz.

Kısa Hatırlatmalar
· Rocky heykeline gün doğumunda gidin, hem kalabalıktan kaçarsınız hem ışık müthiş oluyor.
· Eastern State Penitentiary’de sesli rehberi mutlaka alın, mekânın hikayesi anlatı olmadan çok şey kaybettiriyor.
· 100 dolarlık banknotunuz varsa Independence Hall önünde fotoğraf için yanınıza alın.
· Geno’s ya da Pat’s, hangisini denerseniz deneyin, sipariş verirken yerel jargonu (wit/witout) öğrenin.
· Yürüyüş ayakkabılarınızı unutmayın, tarihi bölge ile Sanat Müzesi arası hafif uzun bir yürüyüş.
· Kısa mesafeler için Indego bisikletlerini değerlendirin.
Philadelphia, New York’a kıyasla daha sakin ama tarihiyle, sokak lezzetleriyle ve o efsanevi merdivenleriyle kendine has bir hikaye anlatıyor. Amerika’nın kuruluş yıllarını hissetmek isteyen herkese uğramasını öneririm.




Yorumlar